28 ŞUBAT RUHU HALA ARAMIZDA MI?

27 Şubat 2026

28 Şubat’ta “Bin yıl sürecek” diyerek millete parmak sallayanlar, milletin idaresiyle birkaç yıl içinde dağıldılar. Ama geride, özellikle kadınların ve kız çocuklarının hayatında, toplumsal yapıda derin yaralar, izler bıraktılar.

 

28 Şubat’ta devlet eliyle kadınların, eğitim, çalışma, siyasi katılım hakları veto edildi. Bir dönemin gençliği umutlarından, yeteneklerinden oldu, üretime hiç katılamadı.  Beşeri sermayemiz de büyük bir darbe aldı. 28 Şubat yalnızca bir MGK kararı değil; milletin değerlerini toplumdan tasfiye etmeye kalkışan, vesayetçi aklın toplumsal mühendislik projesiydi.

 

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin 2004’te kaldırılması, temel hak ve özgürlükler alanında yapılan düzenlemeler, başörtüsü yasağının fiilen (2010 sonrası) ve hukuken (2013 kamu kurumları düzenlemesi) tasfiyesi… Peş peşe gerçekleşen bu düzenlemeler, yalnız teknik reformlar değil; 28 Şubat zihniyetinin de devletten tasfiyesidir.

 

28 Şubat’ta, 16–17 yaşındaki kız çocuklarını üniversite kapılarında, “ikna odalarında” terletenler bugün, üniversitede kız öğrenci oranının %51’e çıkaran iktidara ‘’kadın hakları’’ dersi vermeye kalkıyorlar. Dün öğretmenler başta olmak üzere kadın istihdamını tırpanlayanlar, bugün kamuda kadın istihdamını %43’e ulaştıran Recep Tayyip Erdoğan’a ‘kadınları eve kapatıyorsunuz’’ diyemezler.

 

Cehaletin Kibri

MEB’in okullarda düzenlediği Ramazan etkinlikleri ve Celal Karatöre’nin yere göğe, her yaştan insana ‘’Allah’’ dedirten samimiyeti özellikle 28 Şubat zihniyetinin kalıntılarını rahatsız etti.

 

Din kültürü bilgisi “hac kurbana denk geldi” seviyesinden öte gitmeyenler Ramazan etkinliklerini yargılıyor.

 

Celal Karatöre’yi cahilce küçümsemeleri de kendilerini ele veriyor aslında. Aslında konu laiklik de değil; millete mesafe, milletin değerlerine yabancılaşma, düşmanlık ve elden giden elitizmin feryadı.

 

Cadılar Bayramı’nda kostüm kuyruğuna girenler, Noel ağacı süslerken “çağdaş” Anadolu’nun, milletin değerleri, inancı söz konusu olunca ise ‘’laiklik müfettişi’’ kesiliyor.

 

Mandacı Modernlik

 

Mesele, moda olanı giymeyi ‘’modernlik’’, İtalya’da tasarlananı giymeyi ‘’çağdaşlık’’ zanneden, kendi medeniyet kodlarını ise ‘’tehdit’’ sayan cahil zihniyet. Bu bir ilerleme meselesi de değil, zavallı bir onaylanma ihtiyacı aslında. 28 Şubat işte tam da bu zihnin devlet gücüyle tahakküm kurma teşebbüsüydü.

 

Korku bir yönetme, siyaset yapma biçimi onlar için. Utanmasalar 1994’de söyledikleri gibi ‘’belediye otobüsleri kadın ve erkek diye ayrılacak da’’ diyecekler. Dün, 28 Şubat’ta kız çocuklarını okulları, kadınları da işleri ile korkutanlar bugün de Ramazan etkinlikleri üzerinden ‘laiklik elden gidiyor’ korkusunu salıyorlar.

 

Pergelin Ayağı

 

Hazreti Mevlânâ’nın pergel metaforu; Bir ayağımız ile köklerimizde sabit kalmayı, diğer ayağımız ile dünyayı dolaşmayı anlatır. İki ayağı da dışarıda dolaşan toplum savrulur, iki ayağını birden başkasının zeminine yerleştiren toplum ise o zeminin gerçek sahipleri tarafından yönetilir.

 

Tıpta, matematikte, astronomide, felsefede, edebiyatta, sosyal dayanışma ve yardımda asırlarca dünyaya ders vermiş bir medeniyetin çocuklarıyız. İbn-i Sina’nın, Mevlana’nın kitapları o yere göğe koymadığınız batının hala kütüphanesinin raflarında, en kıymetli yerlerde…

 

Tarihten bihaber, kompleksli, kibirli dil, 28 Şubat’ın da hâkim diliydi. Bugün de başka kılıklarda karşımızdalar. Ve fırsat kolluyorlar.

 

Okullarda düzenlenen Ramazan etkinlikleri, milletin değerlerini, geleneğini kuşaklararası aktarım aracı aynı zamanda. Laiklik bahanesiyle, yapılan itirazlar, yürüyüşler 28 Şubat günlerinin de özlemi...

 

Unutmayın, Ramazan etkinliklere katılan çocuklar ileride farklı farklı yaşam tarzlarını seçse de öğrendikleri sayesinde ‘’hac kurbana denk geldi’’ manşetleri atacak kadar milletine yabancılaşmayacak.

 

28 Şubat’ın diri duran unsurları ile hala karşılaşıyoruz.  O zihniyetle hesaplaşmadan eşitlikten, özgürlükten, kadın haklarından söz edenler milletin, hele de biz kadınların aklıyla alay etmesinler.

 

Türkiye eski Türkiye değil, biz kadınlar da öyle kaşınızı çatınca korkan çocuklar değiliz… Orduda, polis akademisinde, okulda, hastanede, fabrikada, siyasette ve her alanda sadece kendi beceri, birikim ve yeteneklerimiz ile sınırlıyız.

En önemlisi de kazanımlarımızın farkındayız.

Yenişafak Gazetesi